Gönülden, Gönülce..

Eskilerin dediği ”Ahir zaman” vardır ya, sanırım bulunduğumuz çağa işaret ediyorlardı..

Öyle zamanlardan geçiyoruz ki gerçekten tek tanımı olabilir ”Ahir zaman”..

Dosta, dostluklara hasret yaşar olmuşuz..

Gönülden bir tebessüme, gönülden bir paylaşıma hasret yaşar olmuşuz..

İki kelam edeceğimiz, iki lafın belini kıracağımız, güvenerek, inanarak, endişesiz kendimizi açacağımız insanlara hasret yaşıyoruz..

Gerçek dostluklar, arkadaşlıklar, bağlar yok nerede ise..

Endişesiz, kontrolsüz, güvenerek paylaşım yapamıyor,

İçimize atıyor, sessizce yaşıyoruz..

Bazen göz yaşlarımızı paylaşacak bir cana hasret kalıyoruz..

Bazen kahkahalarımıza ortak arıyor, nerede ise bulamıyoruz..

Gönülden seven, gönülce gelen insanlardan uzak, ”insansız” yaşar olmuşuz..

”Alan razı, veren razı” çıkarcı, menfaatçi ilişkilere göz yumar,

Beklentisiz, sorgulamadan, yalnızca ”Ben” için, ”Çıkar” için yaşar olmuşuz..

Hz. Muhammed (s.a.v.)‘in Hadis-i Şerifidir; ”Kalpten, kalbe bir yol vardır”..

Kalpler kör olmuş iken, duygular yol bulabilir mi..?

Öyle bir zaman ki; İki yüzlü insanlara dahi razı gelir olmuşuz..

Zira binlerce yüzü, maskeleri olmuş insanların..

Bu sığ, çiğ, samimiyetten uzak duygu durumları, tutumlar, davranış biçimleri, mimikler, vücutlar, suretler ile,

Baktığınızda tüm aleme, insanlığa, bireyden bütüne, ailelere, gençlere, toplumlara, yönetimlere, ülkelere, tabiata, doğaya, diğer canlılara,

Tüm aleme, arş-a kadar ulaşmış, maalesef ki bulunduğumuz gezegeni, ait olduğumuz kainatı, evreni nefessiz, soğuk, cansız,

Biçare hale getirmiş, getirmişiz..

*Göz yaşlarımızın nedenlerini sorguluyoruz,

*Mutsuzluklarımızın nedenlerini sorguluyoruz,

*Neden ”Daha adil bir hayat yaşamadığımızı” sorguluyoruz,

*Neden ”daha iyisi mümkün değil yahut olmadı” diye sorguluyoruz,

*Ailelerimizi, koşullarımızı, arkadaşlarımızı, dostlarımızı, eğitimcilerimizi, sevdiklerimizi, sevdiğimiz adamları, kadınları sorguluyoruz,

*Amma gelin görün ki; gönlümüze hiç dönmüyoruz..

*İçimize hiç bakmıyoruz..

*Zihnimizin derinliklerine hiç inmiyoruz..

Bencilce, yalnızca kendimiz için yaşamanın, yalnızca kendi isteklerimiz için çabalamanın ve hiç bir etiği, kurala bağlı kalmadan,

Yalnızca egosantrik tutumlar sergileyerek ”Mucizeler” beklemenin amaçsızlığına, sığlığına hiç ama hiç bakmıyoruz….

Mutlu olmak için, mutlu etmek gerekir değil mi..?

Tüm dinler, öğretiler, felsefeler ”Paylaşmanın Güzelliğini” vurguluyorlar değil mi..?

İslam’ı yaşayan, İslam dinini benimseyen ülkemizde üstelik,

Öyle güzellikler, öyle rehberler, öyle Alimler, Veliler, Evliyalar, Yazarlar, Felsefeciler var ki..

Tarihten günümüze ulaşmış öyle eserler var ki..

Koşuşturmaktan, hengameden, kalabalıklarda kaybolmaktan bir dönüp bakabilsek..

Keşke bir durup görebilsek..

Ait olduğumuz dinin temeli ”Güzel Ahlak” iken,

Yüce Yaratıcı Allah Celle Celahü’nün buyrukları ayetleri ile inşa edilmiş dinimizin kitabı Kuran-i Kerim’in ilk kelamı ”Oku” iken,

Bizler maalesef ki sırtımızı dönmüş, görmemiş, görememişiz..

Dostlar; kendimize dönmemiz gereken günlerden geçiyoruz..

İçimize bakmamız gerek..

”Kendi gönlünüzde, gönül bahçenizde güller yetiştirememiş iseniz, girdiğiniz gönüllerde gül bahçelerinde ağırlanamazsınız”..

Kendini bilmek lazım..

En büyük erdemdir bana göre ”Kendini bilmek”..

Dünyevi dertlere, zahiri hüzünlere yüz dönmek yerine, kendini bilmek, kendine dönmek, umutla yaşamak, yeşermek gerek..

Ümit kesip depresif tutumlar ile, sürekli stres, melankoli, çaresizlik odaklı düşünen bir zihin ile, mutluluğa erişmek maalesef ki mümkün değildir..

Kendinize zaman ayırın, okuyun, okutun, paylaşın, samimi olun, güvenin, korkmadan, ürkmeden güvenin..

Önce yüce yaratıcı Allah’a, sonra gönlünüze, sonra sevginin gücüne..

Hayal kırıklıklarından arının..

Bugüne, yarına odaklanın..

Küçük adımlar, küçük girişimler büyük hayatlara dönüşebilir, yeteri kadar ister iseniz..

Gönülden ister iseniz..

Konfüçyüs’ün dediği gibi; En uzun yolculuklar bile, tek bir adımla başlar..

Astrolog Seda Turan